Erdoğan'dan BM'ye Doğu Akdeniz çağrısı: Konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle sanal ortamda gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na seslendi. Doğu Akdeniz'de yaşanan gerilime karşı diyalog ve iş birliği çağrısında bulunan Erdoğan, "Kıbrıs Türklerinin de yer aldığı bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz" dedi.

SİYASET 22.09.2020, 18:44
Erdoğan'dan BM'ye Doğu Akdeniz çağrısı: Konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının gölgesinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na video konferans yolu ile katıldı. Erdoğan, ilk sıradaki Brezilya ve ev sahibi ülke Amerika'nın ardından Genel Kurul Başkanlığı'nı yürüten ülkenin heyet başkanı olarak üçüncü sırada konuştu.

Erdoğan, sözlerinin başında BM 75. Genel Kurul Başkanlığı'nı üstlenen Volkan Bozkır'ı tebrik etti. "Büyükelçi Bozkır’ın ülkelerin ezici çoğunluğunun desteği ile bu göreve seçilmesi, deneyimli bir diplomat ve siyasetçi olarak şahsi meziyetlerinin beraberinde, Türkiye’ye duyulan güvenin de işaretidir" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Birleşmiş Milletler sistemindeki en üst düzeyli görevi üstlenen ilk Türk vatandaşı olarak Büyükelçi Bozkır’ın, global toplumumuzun sesi ve vicdanı olacağına inanıyorum. Kendisinin görevini adil ve şeffaf bir biçimde yürüteceğinden şüphe duymuyorum. Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun 75. Yıl dönümü gibi anlamlı bir tarih boyunca üstlendiği görevinde, Sayın Bozkır’a başarılar diliyorum."

'Yıllardan beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim ‘Dünya 5'ten büyüktür’ tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk'

Genel Kurul'un 'Kovid-19'la mücadele ve çok taraflılık' temasıyla düzenlenmesini isabetli bulduğunu belirten Erdoğan, Türkiye olarak salgınla mücadeleye destek vermekte kararlı olduklarını dile getirdi. Erdoğan, salgının dünyayı çeşitli sınamalarla baş etmekte zorlandığı bir dönemde yakaladığını belirterek şunları kaydetti:

"Zaten tartışılan globalleşme, kurallara dayalı global sistem ve çok taraflılık, salgının etkisiyle şimdi daha da çok sorgulanıyor. Karşımızdaki resme bakarak, bardağın dolu ve boş yanlarını doğru ve samimi bir biçimde değerlendirmemiz gerekmektedir. Bardağın boş kısmında, Birleşmiş Milletler ilk sırada olmak üzere çok taraflı örgütlerin reform ihtiyacı bulunuyor. Mevcut global mekanizmaların bu krizde ne kadar etkisiz kaldığını gördük. Öyle ki, Birleşmiş Milletlerin ana karar alma organı olan Güvenlik Konseyi’nin salgını gündemine alması haftalar, hatta aylar sürdü.
Salgının başlarında, ülkelerin kendi hallerine terk edildiği bir manzara ortaya çıktı. Böylece, senelerden beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim ‘Dünya 5'ten büyüktür’ tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk. İnsanlığın kaderi sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamaz. Uluslararası örgütlerdeki itibar kaybının önüne geçmek için evvela zihniyetimizi, kurumlarımızı ve kurallarımızı gözden geçirmeliyiz. Etkin çok taraflılık, etkin çok taraflı kurumların varlığını gerektirir.
Güvenlik Konseyi’nin yeniden yapılandırılmasından başlayarak, ayrıntılı ve anlamlı reformları süratle uygulamaya sokmalıyız. Konseyi daha etkin, demokratik, şeffaf, hesap verebilir bir yapıya ve işleyişe kavuşturmalıyız. Aynı şekilde, global toplumumuzun ortak vicdanını yansıtan Genel Kurul’u da güçlendirmeliyiz. Bardağın dolu tarafında ise, Birleşmiş Milletler'in insanlığın barış, adalet ve refah arayışında bir dönüm noktası olma potansiyelini sürdürmesi bulunuyor. Henüz salgın krizinin üstesinden gelemediğimizi de göz önünde bulundurarak, çok taraflı iş birliği için elimizdeki kurumları ve mekanizmaları en etkin şekilde kullanmaya çalışmalıyız."

'Kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalı'

Sorunların global olduğu durumlarda, yerel çözümlerin ancak günü kurtarabileceğini dile getiren Erdoğan, şu bilgileri verdi:

"Uzun vadeli çözümler için global dayanışma şarttır. Türkiye olarak, salgın krizinin ilk günlerinden itibaren, tüm global platformlarda iş birliği çağrısında bulunduk. G-20’de, Türk Konseyi’nde, MİKTA’da, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda ve diğer platformlarda salgınla mücadele amaçlı çalışmaların en önünde yer aldık. ‘Dost kara günde belli olur’ anlayışı ile, tıbbi malzeme yardımı talep eden 146 ülkeye ve 7 global kuruluşa elimizi uzattık.
Yürüttüğümüz tahliye operasyonlarıyla, 141 ülkedeki 100 binden fazla vatandaşımızın evlerine dönüşünü sağladık. Aynı seferlerle 67 ülkeden 5 000 500’den fazla yabancıyı da vatanlarına kavuşturduk. Tüm bunları ‘Koronavirüs diplomasisi’ niyetiyle yapmadık. Yardım ve tahliye çalışmalarımız için kimseden herhangi bir karşılık beklemedik, beklemiyoruz. Mağdurların ve mazlumların yanında olmak, milletimizin mayasında ve girişimci ve insani dış politikamızın özünde vardır.
Buradan bir kez daha, tıbbi malzeme ve ilaç tedariki ile aşı geliştirme çalışmalarının rekabet konusu yapılmaması çağrısında bulunuyorum. Hangi ülkede üretilirse üretilsin, kullanıma hazır hale getirilecek aşılar, insanlığın ortak istifadesine sunulmalıdır. Salgınla beraber, devlet kapasitesi, etkin yönetişim ve dayanım gibi unsurların ne kadar hayati role sahip olduğunu hep beraber bir kez daha deneyim ettik. Türkiye’nin başarı hikâyesinin arkasında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle beraber tesis ettiğimiz etkin yönetişim mekanizmaları, sağlık alanındaki altyapı yatırımlarımızın geliştirmiş olduğu yüksek kapasite ve yetişmiş insan kaynağı vardır."

'Suriye’de onuncu yılına giren ihtilaf, bölgemizin güvenlik ve istikrarı için tehdit oluşturmaya devam ediyor'

Salgının dünya genelindeki çatışma dinamiklerini olumsuz etkilediğini ve kırılganlıkları artırdığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin, bizim de desteklediğimiz, global insani ateşkes çağrısının somut sonuçlar doğurmamış olmasından üzüntü duyuyoruz. Türkiye olarak, ülkemize ve insanlığa yönelen tehditleri, gerektiğinde her çeşit inisiyatifi alarak, bertaraf etmenin yollarını arıyoruz. Suriye’de onuncu yılına giren ihtilaf, bölgemizin güvenlik ve istikrarı için tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bölgede DEAŞ’a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülke olarak, PKK-YPG terör örgütüyle de mücadeleyi devam ettiriyoruz. Uluslararası toplum olarak, tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tutumu takınmadan ve kararlı duruşu göstermeden, Suriye meselesine kalıcı çözüm bulamayız. Bu yaklaşım, Suriye’ye güvenli ve gönüllü geri dönüşlerin temin edilmesi için de şarttır.
Suriye’de terör örgütlerinden kurtardığımız bölgelere 411 binin üstünde Suriyeli kardeşimizin dönmesi bunun en açık göstergesidir. Aynı şekilde, güvenli hale getirdiğimiz bölgeler sayesinde, İdlib ilk sırada olmak üzere, ülkenin çeşitli yerlerinden milyonlarca Suriyelinin de vatanlarından ayrılmalarının önüne geçtik. Türkiye senelerdir, 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacıyı, bütün ihtiyaçlarını karşılayarak kendi topraklarında barındırıyor. Bir o kadar Suriyelinin ihtiyaçlarını da, sınırımıza yakın yerler ilk sırada olmak üzere, kontrol altında tuttuğumuz bölgeler de, yerinde karşılıyoruz.
Son olarak bu kardeşlerimiz için İdlib’de ve diğer yerlerde 10 binlerce briket konut inşa ediyoruz. Bütün bu faaliyetleri, global toplumdan ve global kuruluşlardan kayda değer bir destek almadan, kendi imkanlarımızla ve vatandaşlarımızın desteği ile yürütüyoruz. Suriye’deki ihtilafın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Kararı’ndaki yol haritası temelinde çözülmesi, hepimizin önceliği olmalıdır. Bunun için Birleşmiş Milletlerin himayesinde başlatılan, Suriyeliler tarafından da sahiplenilen ve yönlendirilen siyasi sürecin başarı ile sonuçlandırılması gerekmektedir. Suriye’nin, toprak bütünlüğü ve siyasi birliği korunmuş olarak kalıcı bir barışa ulaşabilmesi, ama bu şekilde mümkündür.
Bu hedef gerçekleşene kadar, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile milli güvenliğimize kasteden terör örgütlerini engellemekte kararlıyız. Bugün dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye gibi ülkeler, yapmış oldukları fedakârlıkla tüm insanlığın onurunu kurtarmaktadır. Buna karşılık, aralarında bazı Avrupa ülkelerinin de yer aldığı kimi devletler, maalesef, sığınmacıların ve göçmenlerin haklarını ihlal ediyor. Cenevre Sözleşmesi’ni ve global insan hakları sistemini aşındıran bu ihlaller karşısında Birleşmiş Milletlerin kuvvetli bir tavır almasının vakti gelmiştir. Libya’da, darbecilerin geçen sene meşru Milli Mutabakat Hükümeti’ni devirmek için başlatmış olduğu saldırılar, bu ülkeye yalnızca acı ve yıkım getirmiştir. Uluslararası toplum, yapılan katliamların, insan hakları ihlallerinin ve özellikle Tarhuna şehrinde bulunan toplu mezarların hesabını ne darbecilerden, ne de destekçilerinden sorabilmiştir.
Libya’nın meşru hükümetinin yardım çağrısına somut cevap veren ve destek sağlamayı başaran tek ülke Türkiye olmuştur. Libya’da kalıcı siyasi çözümün, Libyalılar tarafından yürütülecek kapsayıcı ve ayrıntılı diyalog yolu ile tesis edilebileceğine inanıyoruz. Yemen’de beş yıldan fazladır akan kanın durdurulması ve insani krizin önüne geçilmesi de, global toplumumuzun sorumluluğundadır. Bölgede nüfuz kazanma niyetiyle, Yemen’in egemenliğine, siyasi birliğine ve toprak bütünlüğüne göz dikenleri ve Yemenlilerin ıstırabının sürmesine göz yumanları tarih affetmeyecektir.

'İran’ın nükleer programıyla ilgili hususların uluslararası hukuk dikkate alınarak, diplomasi ve diyalog yoluyla çözülmesinden yanayız'

Irak’ın dış güçlerin çatışma sahasına dönüşmemesi, bölgemiz için istikrar ve refah üreten bir konuma gelmesi samimi arzumuzdur. Komşumuz Irak’a her alanda destek olurken, özellikle terörle mücadelede daha yakın iş birliği yapmak istiyoruz. Tıpkı DEAŞ gibi, Irak’ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazıma konusunda, global toplumdan ve bu ülkeden samimi iş birliği bekliyoruz. Bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi, insanlığın en kadim coğrafyasına ev sahipliği yapan Irak’ın geleceğinin aydınlanmasına katkı sağlayacaktır. İran’ın nükleer programı ile ilgili hususların global hukuk göz önüne alınarak, diplomasi ve diyalog yolu ile çözülmesinden yanayız. Tüm tarafların, bölgesel ve global güvenliğe ciddi katkılar sağlamayı başaran Kapsamlı Ortak Eylem Planındaki yükümlülüklerine riayet etmeleri çağrımızı tekrarlıyorum.
İnsanlığın kanayan yarası olan Filistin’deki işgal ve zulüm düzeni, vicdanları acıtmaya devam ediyor. Üç büyük dinin kutsallarına ev sahipliği yapan Kudüs’ün mahremiyetine uzanan kirli el, cüretini giderek artırıyor. Filistin halkı, İsrail’in tüm baskı, şiddet ve yıldırma politikalarına yarım asırdan uzun bir süredir göğüs geriyor. ‘Asrın Anlaşması’ adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince, İsrail bu kez iş birlikçilerinin yardımı ile ‘kaleyi içeriden fethetme’ girişimlerine hız vermiştir. Türkiye olarak, Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Kimi bölge ülkelerinin bu oyuna ortak olması, İsrail’in temel global parametreleri aşındırma çabalarına hizmet etmenin ötesinde anlam taşımıyor.

'Filistin meselesi ancak başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık içinde bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla çözülebilir'

Birleşmiş Milletler kararları ve global hukukun hilafına Kudüs’te büyükelçilik açma niyetini beyan eden ülkeler, bu tavırlarıyla yalnızca ihtilafın daha da çetrefil hale gelmesine hizmet ediyor. Filistin meselesi ancak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık içinde bir Filistin Devleti’nin kurulmasıyla çözülebilir. Bunun dışındaki çözüm arayışları beyhudedir, tek taraflıdır, adaletsizdir. Temmuz ayında Azerbaycan topraklarına saldıran Ermenistan, Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Yukarı Karabağ sorunu ilk sırada olmak üzere bölgedeki ihtilafların Azerbaycan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği ile Birleşmiş Milletler ve AGİT kararları doğrultusunda bir an önce çözülmesinden yanayız. Güney Asya’nın istikrar ve barışı için de kilit önem teşkil eden Keşmir sorunu halen çözüm bekliyor. Cammu-Keşmir’in özel statüsünün ilgasının ardından atılan adımlar sorunu daha da karmaşıklaştırdı. Bu meselenin, diyalog yolu ile, Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde ve özellikle Keşmir halkının beklentilerine uygun çözülmesinden yanayız."

'Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş ülkeler arasında diyalog ve iş birliğini tesis etmeye yönelik çağrımızı tekrarlamak istiyorum'

Doğu Akdeniz’de bir süredir yaşanan gerilimin gerisinde, 'kazanan hepsini alır' anlayışı ile hareket eden ülkelerin bulunduğu görüşünü söyleyen Erdoğan, “Ülkemizi dışlama amaçlı nafile adımların başarı şansı kesinlikle yoktur. Bizim ne Doğu Akdeniz’de, ne de diğer bir bölgede, kimsenin hakkında, hukukunda, meşru çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak, ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin haklarının çiğnenmesine, çıkarlarının yok sayılmasına da göz yumamayız" ifadesini kullandı.

Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bölgede bugün yaşanan sıkıntıların nedeni, Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin 2003’ten beri maksimalist taleplerle attıkları tek yanlı adımlardır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki her çeşit olumsuz gelişmenin yükünü tek başına omuzlamak durumunda bırakılan bir ülkedir. Buna karşılık, bölgedeki doğal kaynaklar söz konusu olduğunda ülkemizin yok sayılması ne akıl ve vicdanla, ne de global hukukla izah edilebilir.
Anlaşmazlıkların samimi bir diyalogla, global hukuk temelinde, hakkaniyete uygun şekilde çözümü öncelikli tercihimizdir. Ancak, aksi yöndeki hiçbir dayatmaya, tacize, saldırıya asla müsamaha göstermeyeceğimizi de açıkça ifade etmek istiyorum. Doğu Akdeniz’deki kıyıdaş ülkeler arasında diyalog ve iş birliğini tesis etmeye yönelik çağrımızı burda tekrarlamak istiyorum.
Bu amaçla, tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu, içinde Kıbrıs Türklerinin de yer aldığı bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz. Bölgedeki krizin sebeplerinden birisi de, 1968 senesinden bu yana aralıklarla devam etmekte olan müzakerelerde Kıbrıs meselesine adil, ayrıntılı ve kalıcı bir çözüm bulunamamasıdır. Çözümün önündeki yegâne engel, Rum tarafının uzlaşmaz, hak tanımaz, şımarık yaklaşımıdır.
Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Rum tarafı, Kıbrıs Türklerini kendi yurtlarında azınlık yapmayı, hatta bütünüyle adadan tasfiye etmeyi hedefliyor. Garantör ülke sıfatıyla, Kıbrıs Türk halkını haklı davasında hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Kıbrıs meselesinde çözüm, ancak Kıbrıs Türk halkının Ada’nın ortak sahip olduğu gerçeğinin kabul edilmesiyle mümkündür. Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ile Ada’daki tarihsel ve siyasi haklarını kalıcı biçimde güvence altına alacak her çözümü destekleyeceğiz."

'Uluslararası toplumun kitle imha silahlarının tamamını ortadan kaldırması gerekiyor'

Erdoğan, Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atılmasının 75. Yıl dönümü olduğunu hatırlatarak “Silahsızlanma, global barış ve güvenliğin sağlanması bakımından hayati öneme sahip. Buna karşılık silahların kontrolü mimarisi, son senelerde önemli hasarlar aldı. Uluslararası toplumumuzun bu konu da eşitlik ve adalet temelinde ilerleyerek, kitle imha silahlarının tamamını ortadan kaldırması gerekmektedir" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, açıklamalarına şöyle devam etti:

"Hep beraber hareket etme mecburiyetimizin bulunduğu bir diğer önemli konu iklim değişikliğidir. İnsanoğlunun tabiatın dengelerine müdahale etmesinin nasıl ağır bedellere yol açabileceğini görüyoruz. Bu kötü gidişatı durdurmak ve tersine çevirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak, gelinen noktadaki tarihi mesuliyetimiz yok denecek kadar az olmasına karşın, bu mücadeleye samimiyetle destek oluyor ve yükümlülüklerimizi yerine getiriyoruz. Yakın geçmişte, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yaptık.
Afrika ilk sırada olmak üzere bir çok bölge ve ülkeyle verimli bir iş birliği yürüttük. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 2022’de yapılacak 16’ncı Taraflar Konferansının da ev sahipliğini üstlendik. Şimdi de, insanlığı tehdit eden ancak nedense görünmez sayılan bir soruna dikkatinizi çekmek istiyorum. Irkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve nefret söylemi vahim boyutlara ulaştı. Salgın sürecinde, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık iyice artarken, göçmenler ve sığınmacılar ilk sırada olmak üzere, savunmasız kişilere yönelik şiddet eylemleri hız kazandı.
Ön yargılardan ve cehaletten beslenen bu tehlikeli eğilimlere en çok da Müslümanlar maruz kalıyor. Bu tehlikeli gidişin en önemli sorumluları, oy uğruna popülist söylemlere yönelen siyasetçiler ile ifade özgürlüğünü suistimal ederek nefret söylemini meşrulaştıran marjinal kesimlerdir. Tüm global kuruluşları acilen bu zihniyete karşı mücadelede daha somut adımlar atmaya davet ediyorum. Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik terör saldırısının yıl dönümü olan 15 Mart tarihinin, Birleşmiş Milletler tarafından 'İslam Düşmanlığına Karşı Uluslararası Dayanışma Günü' olarak ilan edilmesi çağrımı tekrarlıyorum. Birleşmiş Milletlerden sonra en büyük ikinci global kuruluş olan İslam İşbirliği Teşkilatı, bu günü resmen kabul etmiştir."

'Dijitalleşmenin dönüştürücü gücünden yararlanmalıyız'

Salgın ve onunla bağlantılı olarak tırmanan ekonomik krizin sürdürülebilir kalkınma ve 2030 hedefleri bakımından da olumsuz etkilere yol açtığının önemini vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Gelişmekte olan ülkeler ile düşük gelir düzeyine sahip ülkeler, bu krizden daha fazla etkileniyorlar. Esasen, salgın döneminde yaşananlar bizlere, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin her çeşit global krizle mücadelede önemli bir yol gösterici olabileceğini gösterdi. Krizden çıkışın ekonomik reçetelerini tasarlarken, dijitalleşmenin dönüştürücü gücünden de yararlanmalıyız.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Dijital İşbirliği Haritası'nı destekliyoruz. Küresel ve bölgesel meseleleri ele almak üzere tasarladığımız ilk ‘Antalya Diplomasi Forumu’nun temasını da, dijital çağda diplomasi olarak belirledik. Ayrıca, en az gelişmiş ülkeler için Birleşmiş Milletler Teknoloji Bankası’na da evsahipliği yapıyoruz. En doğudaki Avrupalı ve en batıdaki Asyalı olmak, her alanda Türkiye’nin özgül ağırlığını artırıyor. Tarihin sarkacının yeniden Asya’ya doğru kaydığı bu dönemde, ‘Yeniden Asya’ girişimimizle, ilişkilerimize yeni bir dinamizm kazandıracağız. Coğrafi yakınlığımızı perçinleyen beşeri ve tarihi bağlara sahibi olduğumuz Afrika ile ilişkilerimizde de ciddi ivme esir aldık.
Önümüzdeki yıl Türkiye’de düzenlemek istediğimiz Türkiye-Afrika Birliği Ortaklık Zirvesi’nin üçüncüsünde, Afrika’nın kapasitesini güçlendirmeyi hedefleyen projeleri hayata geçirmeyi planlamaktayız. Sözlerime son verirken, içinden geride bıraktığımız bu hassas dönemde çok taraflılığa vermiş olduğumuz kuvvetli desteğin süreceğini belirtmek istiyorum. Salgına karşı elbette mesafeyi korumalıyız, ancak, global toplumu tehdit eden tüm imtihanlara karşı ortak olarak mücadele ve iş birliğinde safları sıkılaştırmak mecburiyetindeyiz. Tarih boyunca dünyanın en gözde şehirlerinden olan İstanbul’un, Birleşmiş Milletler merkezi haline gelmesi yönündeki gayretlerimizi sürdüreceğiz.”

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Namaz Vakti 25 Ekim 2020
İmsak 05:55
Güneş 07:20
Öğle 12:53
İkindi 15:48
Akşam 18:17
Yatsı 19:36
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Alanyaspor 6 16
2. Fenerbahçe 6 14
3. Galatasaray 6 10
4. Karagümrük 6 8
5. Kasımpaşa 6 8
6. Antalyaspor 6 8
7. Malatyaspor 6 8
8. Göztepe 6 7
9. Erzurumspor 5 7
10. Sivasspor 4 7
11. Başakşehir 6 7
12. Gaziantep FK 6 7
13. Hatayspor 4 7
14. Konyaspor 5 6
15. Kayserispor 5 6
16. Çaykur Rizespor 5 5
17. Trabzonspor 6 5
18. Denizlispor 5 5
19. Beşiktaş 4 4
20. Gençlerbirliği 5 4
21. Ankaragücü 4 1
Takımlar O P
1. Tuzlaspor 7 17
2. İstanbulspor 7 16
3. Adana Demirspor 7 14
4. Samsunspor 7 14
5. Ankara Keçiörengücü 7 13
6. Altınordu 7 13
7. Giresunspor 6 11
8. Altay 6 10
9. Balıkesirspor 7 10
10. Adanaspor 7 9
11. Bursaspor 6 7
12. Akhisar Bld.Spor 6 6
13. Bandırmaspor 7 5
14. Menemen Belediyespor 6 5
15. Ümraniye 7 5
16. Ankaraspor 7 4
17. Eskişehirspor 7 3
18. Boluspor 6 2
Takımlar O P
1. Everton 6 13
2. Liverpool 6 13
3. Aston Villa 5 12
4. Leeds United 6 10
5. Southampton 6 10
6. Crystal Palace 6 10
7. Wolverhampton 6 10
8. Chelsea 6 9
9. Leicester City 5 9
10. Arsenal 5 9
11. Tottenham 5 8
12. West Ham 6 8
13. Man City 5 8
14. Newcastle 6 8
15. M. United 5 7
16. Brighton 5 4
17. West Bromwich 5 2
18. Burnley 4 1
19. Sheffield United 6 1
20. Fulham 6 1
Takımlar O P
1. Real Madrid 6 13
2. Villarreal 7 12
3. Atletico Madrid 5 11
4. Real Sociedad 6 11
5. Cádiz 7 11
6. Osasuna 6 10
7. Getafe 5 10
8. Elche 5 10
9. Granada 5 10
10. Real Betis 7 9
11. Eibar 7 8
12. Barcelona 5 7
13. Sevilla 5 7
14. Valencia 7 7
15. Deportivo Alaves 7 7
16. Athletic Bilbao 6 6
17. Huesca 6 5
18. Celta de Vigo 6 5
19. Levante 5 3
20. Real Valladolid 7 3
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@