Davutoğlu: Kimsenin şüphesi olmasın, Şehir Üniversitesi mutlaka ihya edilecektir

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kapatılan Şehir Üniversitesi ile alakalı olarak "Mekanları kapatarak veya tasfiye ederek güç gösterdiklerini zannedenler unutuldu ama o gelenekler yaşadı. Kimsenin şüphesi olmasın, Şehir Üniversitesi muhakkak ihya edilecektir" dedi.

SİYASET 30.06.2020, 16:38
Davutoğlu: Kimsenin şüphesi olmasın, Şehir Üniversitesi mutlaka ihya edilecektir

Eski Başbakan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, kurucuları arasında olduğu Şehir Üniversitesi'nin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kapatılmasıyla alakalı olarak açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve isimlerini vermediği bazı AK Partili yetkililere tepki gösteren Davutoğlu, "Artık Cumhurbaşkanı ve 28 Şubatçı ortakları gururla meydanlarda Şehir Üniversitesi’ni nasıl kapattıklarını anlatabilirler. Bu dönemi özetleyen bu zulmü gururla anlatabilirler. Ama geldiğimiz nokta herkezin başını ellerinin arasına alıp düşünmesini gerektiriyor. Artık 'Cumhurbaşkanı iyi ama çevresi kötü' aldatmacasının daha fazla savunulacak hali kalmamıştır" dedi.

'Sonraki nesillere son günlerde neler olduğunu tek seferde anlatabilmek için bu kararı saklayacaklarını' dile getiren Davutoğlu, "Kimin nerde nasıl bir duruş sergilediğini anlatabilmek için saklayacağız. Yarın gençler sorduklarında diyeceğiz ki; 28 Şubat’ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite Recep Tayyip Erdoğan tarafından kapatıldı" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, bir Mevlana talebesi olarak vuslatı geciktirme arzusu barındarabilir düşüncesi ile hiçbir zaman uzun ömür duasında bulunmadığını savundu ve "Ama bugün bütün yüreğimle ve varlığımla Rabbime 'Şehir Üniversitesi'ni ihya etmeden emanetini alma' niyazında bulunuyorum. Son söz olarak bilinmelidir ki; hiçbir şey bitmedi, her şey yeni başlıyor" ifadesini kullandı.

Davutoğlu'nun açıklamalarının tamamı şöyle:

Akademik değeri ve kalitesi konusunda her kesimin mutabık olduğu Şehir Üniversitesi’nin dün gece yarısı bir Cumhurbaşkanı Kararı neticesinde kapatılması ile alakalı olarak huzurunuzdayım.
Gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararını ve Cumhurbaşkanının şahsi imzasını gördüğümde başta Cumhurbaşkanı olmak üzere kararda payı olanlar adına derin bir hüzün ve hicap duydum. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu attığı imza ile tarihe üniversite kapatan siyasetçi olarak geçmiştir. Aynen konu hakkında Nisan ayında TBMM’den geçen yasada olduğu gibi bu kararı da bir gece yarısı yayınladılar. 
Gece yarısı yayınlayınca kararın vahametini örtebileceklerini zannediyorlar. Halbuki gecelerin de mutlak ve şaşmaz bir şahidi olduğunu unutuyorlar. Bir gece yarısı kararıyla, Türkiye’nin en nitelikli eğitim kurumlarından birine darbe yaptılar. Daha doğrusu Türkiye’nin geleceğine, gençlerin hayallerine ve bir bütün olarak Türkiye’nin eğitimine darbe yaptılar. 
Cumhurbaşkanı attığı bu imza ile nasıl bir Türkiye görmek istediğini de ilan etmiştir. Cumhurbaşkanı, AK Parti ve 28 Şubatçı ortaklarının Türkiye’sinde özgür düşünceye, bilgiye, liyakate ve emeğe yer yoktur. Onların Türkiye’sinde akla, ahlaka ve vicdana yer yoktur. Daha da önemlisi gençlere yer yoktur.

'Farklı bir düşünceniz, görüşünüz, bağımsız bir yapınız varsa tehdit görülürsünüz ve cezalandırılırsınız'

umhurbaşkanı, AK Parti ve 28 Şubatçı ortaklarının Türkiye’si adaletsizliğin, hukuksuzluğun ve keyfiliğin olduğu bir Türkiye’dir. Herkes kendilerine kayıtsız koşulsuz itaat etsin istiyorlar. Farklı bir düşünce serdedilmesine, değişik bir siyasi düşünce bildirilmesine tahammülleri yok. Farklı bir düşünceniz, görüşünüz, bağımsız bir yapınız var ise tehdit görülürsünüz ve cezalandırılırsınız.
Bu kararın ne yazık ki hiçbir açıklaması yok. Herkes biliyor. Arazi tahsisi tartışmasının da, banka kredisi kandırmacasının da, ödemeler gecikiyor mazeretinin de bir düzmeceden ibaret olduğunu herkes biliyor. Hiç hicap duymadan bu üniversitenin kuruluşuna emek verenleri dolandırıcılıkla suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan da bütün bunların gerçek olmadığını oldukça iyi biliyor.
Bugün benim gibi pek çok insanın içi yanıyor. Son seçimlerde AK Parti’ye oy veren milyonlarca insanın da içi yanıyor buna adım gibi eminim. Hiçbiri Erdoğan’ı üniversite kapatsın, binlerce öğrenciyi ortada bıraksın, Türkiye’nin en kıymetli akademisyenlerinden, beyinlerinden bir kısmını işsiz bıraksın diye seçmedi.
AK Parti’ye gönül vermiş kardeşlerimin bu yaşananlar karşısında içlerinin kan ağladığını biliyorum. Binlercesinin çocuklarının okuduğu Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasını Cumhurbaşkanı ilk başta onlara açıklayamaz. Elbette bu kararı arsızca savunmaya çalışacak, kararın arkasında durmaya kalkacak, hiçbir ahlaki sınır tanımaksızın bu cürmü savunacak olanlar olacak.

'Geldiğimiz nokta herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesini gerektiriyor'

rtık Cumhurbaşkanı ve 28 Şubatçı ortakları gururla meydanlarda Şehir Üniversitesi’ni nasıl kapattıklarını anlatabilirler. Bu dönemi özetleyen bu zulmü gururla anlatabilirler. Ama geldiğimiz nokta herkezin başını ellerinin arasına alıp düşünmesini gerektiriyor. Artık 'Cumhurbaşkanı iyi ama çevresi kötü' aldatmacasının daha Fazla savunulacak hali kalmamıştır.
Bugün üniversiteye el koyan da, eğitim hayatına darbe vuran da, kayyım atayan da, gençlerin hayalleriyle umutlarıyla oynayan da, hocaları işsiz bırakan da, futbol kulüplerine, inşaatçılara bulduğu parayı üniversitelerden esirgeyen de, siyasi hırsı ve kini için artık hiç bir engel tanımayan da bizatihi bu Cumhurbaşkanı kararına imza atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.
Cumhurbaşkanı Kararı’nı böylesi bir vahametten hicap duymayanlar duvarlarına asabilirler. Cumhurbaşkanı Kararı’nı yaşanan her haksızlığa bahane bulmakta mahir olanlar duvarlarına asabilirler. Cumhurbaşkanı Kararı’nı adil şahitler olacağız diye yola çıkıp her çeşit adaletsizliğe karşı gözlerini kapatanlar duvarlarına asabilirler.
Cumhurbaşkanı Kararı’nı aman bizlere bir şey olmasın, kazanımlarımızı kaybetmeyelim diyenler duvarlarına asabilirler. Cumhurbaşkanı Kararı’nı FETÖ’nün 28 Şubat’ta dilsiz şeytana dönüşüp millete yapılanlar karşısında sus pus olduğu gibi bugün de gözleri, kulakları ve kalpleri mühürlenenler duvarlarına asabilirler.

'28 Şubat’ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite Recep Tayyip Erdoğan tarafından kapatıldı'

iz de saklayacağız bu kararı, sonraki nesillere son günlerde neler olduğunu tek seferde anlatabilmek için. Kimin nerde nasıl bir duruş sergilediğini anlatabilmek için saklayacağız. Yarın gençler sorduklarında diyeceğiz ki; 28 Şubat’ta yerlerde sürüklenenlerin, hapislere girenlerin, okullardan atılanların kurdukları bir üniversite Recep Tayyip Erdoğan tarafından kapatıldı.
Bir darbe mantığı ve yöntemiyle dün gece yarısı açıklanan bu karar ile bir kurum ve gelenek cinayetine şahitlik ettik. Bu karar ile yalnızca on yıllarca süren bir emeğin ürünü olan bir üniversite kapatılmadı; asırlara dayanan vakıf geleneği temelinden sarsıldı, insan onuru ve akademik özgürlükler ağır bir darbe aldı. Bu kararın vahametini anlayabilmek için bu kurumun zihni ve tarihi arka planın, bu kurumdan kimlerin ve niçin rahatsız olduğunu kavramak gerekir.
Şehir Üniversitesi’ni ortaya çıkaran zihni çaba bugün gençlerin start-up biçiminde tanımladıkları bir genç girişim ruhunun ürünüydü. Yetmişli yılların sonlarında ülke sağ-sol çatışmaları içinde enerjisini ve her kanattan en dinamik genç unsurunu yitirirken onlu yaşların sonlarında yirmili yaşların başlarında bir grup genç meselenin bir ideoloji değil zihniyet meselesi olduğundan hareketle uzun dönemli bir zihni çabanın içerisine girmeye karar verdi.
Üç imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehirde yaşamanın vermiş olduğu sorumluluk ile tesbitleri açık, idealleri ve hedefleri berraktı: İdeolojilerin dar kalıplarını kıran yeni bir zihni ve ilmi devinim olmaksızın insanlığın değerlerine beşiklik etmiş bu toprakların üstündeki kara bulutları dağıtmak mümkün değildi.
Hiçbir batı klasiği okumadan batı-karşıtlığının hiçbir doğu klasiği okumadan ve bu topraklara ait uygarlık birikimine vakıf olmadan doğu ve İslam-karşıtlığının yaşandığı sığ bir kültürel ortamda bu toprakların irfanından ve hikmetinden hareket ederek bütün insanlık birikimine açılacak yeni bir ufkun peşindeydiler.
İki ilke benimsediler: Özgürlük ve özgünlük. Zihinlerini özgürleştirmeden prangalardan kurtulmanın, birikimlerini derinleştirmeden özgün bir düşünce geleneği kurmanın mümkün olmadığını görerek alternatif ve tamamlayıcı bir eğitim modeli üzerine kafa yordular. Bu modeli gerçekleştirmek üzere yirmili yaşların ortalarında 1985 senesinde Bilim ve Sanat Vakfı’nı kurdular.
Toplumumuzun kültürel ortamına atılan bu tohum doksanlı yılların çetin koşullarında ciddi sınamalardan geçti ve kısır gerilimlerle çoraklaşmış toprağın üstünde boy vermeye başladı. Bilim ve Sanat Vakfı bir taraftan 28 Şubat koşullarında eğitim olanağı elinden alınan başörtülü kızlarımıza ve İmama Hatipli gençlerimize sığınak oldu, öte taraftan uzun dönemli bir geleneğin kurulabilmesi için derinlikli akademik çalışmalara beşiklik etti.
Bu süreç içinde vakıf seminerlerine katılan 10 binlerce öğrenci arasından ve onlarca kademe çalışmasından süzülerek gelen seçkin öğrencilere ise tek bir hedef göstermeye çalışıldı: Anadolu irfanı ile insanlık birikimini, gelenek ile moderniteyi, ahlak ile bilgiyi, milli olan ile evrensel olanı kendi şahsiyetinde ve zihninde birleştiren yeni bir ilim geleneğinin öncüsü olmak. Bu hedef doğrultusunda yıllarca Çin uygarlıkinden İslam uygarlıkine, Hint Medeniyetinden Batı uygarlıkine kadar uzanan klasikler okutuldu, bu gençlerle zorlu ama aşk dolu bir zihni serüvene çıkıldı.

'Bu üniversitenin varlığı bir arsaya ya da mekana bağlı değildi'

ehir Üniversitesi'ni herkezin takdir ettiği bir akademik seviyeye taşıyan kadrolar bu gençler arasından çıktı. Onlar olgunlaştıkça Şehir Üniversitesi ideali ete kemiğe büründü. İşte Şehir Üniversitesi onlarca yıl yaz tatili, hafta sonu, aile hayatı gözetilmeden aşkla yürütülen bu zihni serüvenin ürünüydü.
Konjonktürel koşullarda ortaya çıkan geçici bir hevesin değil, bitmez tükenmez bir bilgi aşkının semeresiydi. Tohumları elde edilen iktidar gücü ile değil, 28 Şubat’ın muktedirlerinin bin yıl sürecek dedikleri baskı günlerinde atılmıştı.

Bir kar ve rant hesabına değil, hasbiliğe, samimiyete, düşünce özgürlüğüne, ilim onuruna ve ilim adamı vakarına dayanıyordu.
Bu üniversitenin varlığı bir arsaya veya meken temel bağlı değildi; tam tersine o mekanlar bu gelenekle buluşunca şeref ve anlam kazandı.
Şehir Üniversitesi zihni bir tohum olmaktan çıkıp toplumsal bir fidan olmaya başladığında uygarlık beşiği bu toprakların çoraklaşmasına neden olan ne kadar doğmatik, sloganik ve dar görüşlü çevre var ise hepsi birden rahatsız olmaya başladı.
Önce eğitim alanını tekeline almak isteyen FETÖ unsurları rahatsız oldu. Büyük imkanlarla kurdukları onlarca üniversitenin toplamından bir Şehir Üniversitesi kalitesi ve özgünlüğü çıkaramamış olmanın rahatsızlığı içinde her çeşit direk olarak dolaylı önleme gayreti içerisine girdiler. Çünkü biliyorlardı ki Şehir Üniversitesinin özgürlükçü zihniyetinden onların istediği robotik bir nesil çıkaramazlardı.
İkinci olarak, bilimi talimatla siyasi ve fotoğrafı dogma üretme alanı olarak gören 28 Şubat zihniyeti de bütünüyle köklerini kurutmaya çalıştıkları bu topraklardan yeni ve özgün bir irfan ve hikmet fidanının çıkmasından ve yeşermesinden rahatsız oldular. Çünkü onlar da biliyorlardı ki her çeşit düşünceye açık bir zihin inşasını hedef edinen Şehir Üniversitesi ideali var bir hayli onların savaş ilan ettiği kültürel damarları tasfiye etmek mümkün değildi.

'Bu karara giden süreçte etkin olan aktörlerin geçmişlerine bakıldığında ülkeyi bir düşüne karanlığına boğan bu otoriter şeytan üçgeninin izleri görülecektir'

e nihayet bilgiyi kulaktan dolma enformasyondan, niteliği yüzeysel nicelikten, tarihi ve dini değerleri sloganlardan ayırt edemeyen ve ilmi faaliyeti talimatlarla yürümesi gerekli olan bir itaat alanı olarak gören yaklaşım ve güç sahipleri de Şehir Üniversitesi'nden rahatsız oldular. Çünkü onlar da biliyorlardı ki, Şehir Üniversitesi zihniyetinin yaygınlaşması istedikleri gibi düşünmeden itaat eden, sorgulamadan boyun eğen, özgür vicdanları ile değil reelpolitik ile yaşamakta olan kindar bir neslin yetişmesi mümkün olmazdı.
Dün gece yarısı alınan bu karar görünüşte bir siyasi intikam duygusunun eseri olarak görülse de esasında bu üç çevrenin uzlaştığı otoriter, doğmatik ve sığ anlayışın ortaya çıkardığı siyasi ve kültür ortamının ürünüdür. Bu karara giden süreçte etkin olan aktörlerin geçmişlerine bakıldığında ülkeyi bir düşüne karanlığına boğan bu otoriter şeytan üçgeninin izleri görülecektir.
Tarih bir gün bu karanlık sürecin görünen ve görünmeyen aktörlerini deşifre ettiğinde meselenin sıradan bir mali sıkıntı ve hukuki ihtilaf konusu olmadığı da açık bir biçimde ortaya çıkacaktır.
Mesele gerçekten mali bir sıkıntı olsaydı, ülke ekonomik kriz içinde iken rantiyecilere aktarılan kaynaklar üniversitenin kanuni hakkı olan yeniden yapılandırma için de kullandırılabilirdi.
Mesele üniversite arazisinin statüsü olmuş olsaydı, statü tahsis çevrilip üniversite yaşatılabilirdi. Son karar da göstermişti ki mesele bunlar değildi. Mesele siyasi intikam duygusu ve üniversitenin oluşturmuş olduğu özgürlükçü ortamın otoriterleşmeye engel teşkil etmesiydi.
Mesele Şehir Üniversitesi üstünden diğer bütün sivil topluma 'Ben temel kayıtsız koşulsuz itaat etmezseniz sonunuz bu olur' mesajını ileterek mutlak otoriterleşmeye geçmekti. Mesele, toplumumuzun bütün farklı ideolojilere mensup ama özgün kesimlerinin bulunduğu bir ortamı tasfiye ederek toplumsal diyalog ken temelllarını bütünüyle kapatmaktı. Çünkü Şehir Üniversitesinin akademik kadrosundaki ve öğrenci kitlesindeki çeşitlilik kutuplaşmayı imkansız kılıyordu.

'Bugün bu kararda payı olanlar bilsinler ki nesiller boyu bu cürümle anılacaklar'

ugün bu kararda payı olanlar bilsinler ki nesiller boyu bu cürümle anılacaklar ve hepsinin bildiğini farz ettiğim vakıf bedduasının muhatapları olacaklardır. Bugün ne kadar muktedir olduklarını göstermiş olarak kibirle dolaşabilirler; ancak bu cürmün hesabını hem kamu vicdanında hem de adalet terazisinde vereceklerdir.
Molla Kasım Yunus’un şiirlerini tek tek suya atarken hikayenin bittiğini düşünse de o çıplak gerçeğin karşısına çıkması mukadderdir: 'Seni sıygaya çeker Bir Molla Kasım gelir.' Bu karar karşısında 'kazanımlarımızı kaybetmeyelim' argümanı ile sessiz kalanlar da bilsinler ki, onların kazanımlardan kast ettikleri mevkileri, makamları ve statüleri ise hesap verecekleri bir ateş üstünde oturuyorlar. Yok eğer kazanımlardan kast ettikleri değerlerimiz ise bu karar ile bütün o değerler tarumar edilmiştir. Gelen talimatlara bakmasınlar, yalnızca vicdanlarına sorsunlar; vicdanları onlara gerçeği söyleyecektir.
Unutulmasın: Değerler feda edilerek korunmaya çalışılan güç elde tutulan bir ateş gibidir. Değerleri korumak için terk edilen güç ise gerçek gücün habercisidir. Ve yine unutulmasın: Zihinlerde ve yüreklerde inşa edilen bir yapı, talimatlarla ve gece yarısı kararları ile çökertilemez. Şehir Üniversitesi'nin mekanına el konulabilir, statüsü geçici bir süre için yok edilebilir; ancak ruhu ve vicdanı teslim alınamaz. Bunun için delil mi istiyorsunuz: Bu ruhu ve vicdanı son en temel kadar koruyan Şehir yöneticileri, hocaları, öğrencileri ve çalışanları.

Delil mi istiyorsunuz? Kendilerine yapılan reelpolitiğe mutlak itaat ve boyun eğme çağrılarına 'Merhamet dilenerek üniversite yönetilmez, hukukla yönetilir' diyerek akademik yönetimin ne olduğunu cümle aleme gösteren üniversite yöneticileri. Delil mi istiyorsunuz? Aylarca maaş almadan ve gelecek belirsizliği içinde olmalarına rağmen bir an bile derslerini aksatmayan onurlu akademisyen meslekdaşlarım. Onların akademik onuru koruyan duruşları bu ruhun ve vicdanın yansımasıydı. Onlar nesiller boyu anılacak bir destanın öznesi oldular.

'Farklı tarihi tecrübeler her kapatmanın ve yıkımın ardından bir ihya geldiğini öğretir'

Delil mi istiyorsunuz? Kendi iradeleri ve emekleri ile geldikleri ve gurur duydukları üniversiteleri için son en temel kadar sabırla, onurla ve vakarla mücadele eden Şehir öğrencileri. Evet kurdukları grupla Şehir Hepimizin diyerek haykıran Şehir öğrencileri yaşadıkları bu deneyimle dahi özgürlüğün ve onurun ne anlama geldiğini ve nasıl bir bedel gerektirdiğini yaşayarak öğrendiler ve herkese gösterdiler. Ben de burdan onların şiarı ile haykırıyorum: Evet Şehir Hepimizin ve biz nefes alıp verdikçe o ruh ve vicdan yaşayacaktır.
Delil mi istiyorsunuz? Çoğu zor koşullarda yaşamakta olan ve maaş alamadıkları için aylarca destek ile yaşamak mecburiyetinde bırakılan ama kendi evleri gibi gördükleri bu mekanın temizliğini, güvenliğini ve işleyişini bir an bile aksatmayan onurlu Şehir çalışanları. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Şehir Üniversitesinin ruhu ve vicdanı yaşadıkça ve bu onur sınavını veren bu kadro var bir hayli Şehir Üniversitesi yeniden ayağa kalkacak ve ihya edilecektir. Şehir Üniversitesini kuran kırk senelik zihni serüvenin bir ferdi olarak taş taşımakta dahil her çeşit bedeni ve zihni emeğim ile bu ihya sürecinin neferi olacağım. Biz zihni ve siyasi çileyi hayatımızın rutini olarak görmüş bir nesiliz.
Seksenli senelerde eşimin başörtüsü için 12 Eylül rejimi ile, doksanlı senelerde İmam Hatip’te okuyan büyük kızım için 28 Şubat rejiminin baskıları ile, 2000 li yılların ortalarında üniversitede okuyan ortanca kızımın başörtüsü için zamanın vesayetçi YÖK anlayışla mücadele etmiştim. Kaderde dün gece yarısı siyasi mücadelesine destek için parti kapatma kararı sonrasında siyasete girdiğim ve başarısı için her çeşit fedakarlığı göze aldığım Cumhurbaşkanı'nın yayınını yaptığı gece yarısı kararnamesi ile bütün gece derin bir ıstırap çeken en küçük kızımı teselli etmeye çalışmak da varmış.
Gözlerimin içerisine bakarak 'Baba biz onlara ne yaptık ki gelecek ideallerimizi ve hayallerimizi yok ediyorlar. Onlar senin bizim büyüme günümüzde yüzünü dahi görmemize engel olacak biçimde hizmet ettiğin en yakın arkadaşların değil miydi?' diye soran ve sorgulayan kızıma verdiğim cevap bütün gençlere dönük de samimi bir mesajımdır:
'Hakikatleri söylemek bedel ödettirir. Tarih ise ancak reelpolitiğe boyun eğenlerce değil, idealleri için bedel ödemeyi göze alanlarca kaleme alınır. Allah’ın ve tarihin adaleti er ya da geç tecelli eder.'
Bu karar dolayısı ile herkes muhasebe yapmalı ama kimse karamsarlığa kapılmamalıdır. Farklı tarihi tecrübeler her kapatmanın ve yıkımın ardından bir ihya geldiğini öğretir. Moğollar Bağdat’taki medreseleri kapatıp yerle bir ettiler ama ilim geleneğini yok edemediler. Hemen hemen aynı yüzyılda dünyanın başka bir köşesinde o zamanki siyasi otoritenin talimatlarına uymadıkları için Oxford’dan sürülen öğretim üyeleri ise Cambridge Üniversitesi'ni kurdular 

'Hiçbir zaman uzun ömür duasında bulunmadım, bugün Rabbime 'Şehir Üniversitesi'ni ihya etmeden emanetini alma' niyazında bulunuyorum'

ekanları kapatarak veya tasfiye ederek güç gösterdiklerini zannedenler unutuldu ama o gelenekler yaşadı. Kimsenin şüphesi olmasın Şehir Üniversitesi muhakkak ihya edilecektir. Üniversite kapatarak fikirlerin ortadan kalkmayacağını öğrenemeyenlere karşı hukuk ve adalet mücadelemiz devam edecektir.
Yıkmak kolay, ihya ve inşa etmek zordur. Mehmet Akif bunu ne güzel anlatır: 'Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma kürek iki de ırgat gerek. Hadi gel yapalım şunu geri desen bir Sinan, bir de Süleyman gerek.'
Şehir Üniversitesinin şansı şudur ki bu geleneğin Sinanları yani Üniversitenin ruhunu ve vicdanını yaşatan yüzerce hocaları, binlerce öğrencileri ve mezunları bugün ayaktalar. Güç ve baskı ile değil hikmet ve adalet ile hükmedecek Süleymanı da muhakkak gelecektir.
Bu Süleyman ise fani bir kişi değil, Şehir Üniversitesi ile beraber adalet ve merhamet düzenini ihya edecek olan bir şahsi manevidir, diğer bir deyişle kollektif bir şahsiyettir, ortak vicdanı ve aklı temsil eden bir erdemliler topluluğudur.
Bir Mevlana talebesi olarak vuslatı geciktirme arzusu barındırabilir düşüncesi ile Rabbimden hiçbir zaman uzun ömür duasında bulunmadım. Ama bugün bütün yüreğimle ve varlığımla Rabbime 'Şehir Üniversitesi'ni ihya etmeden emanetini alma' niyazında bulunuyorum. Son söz olarak bilinmelidir ki: 'Hiçbir şey bitmedi, Her şey yeni başlıyor.'

Yorumlar (0)
21°
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Namaz Vakti 21 Eylül 2020
İmsak 05:17
Güneş 06:43
Öğle 13:03
İkindi 16:29
Akşam 19:12
Yatsı 20:33
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 2 6
2. Alanyaspor 2 6
3. Göztepe 2 4
4. Karagümrük 2 4
5. Beşiktaş 2 4
6. Antalyaspor 2 4
7. Kasımpaşa 2 3
8. Hatayspor 1 3
9. Sivasspor 2 3
10. Erzurumspor 2 3
11. Fenerbahçe 1 3
12. Kayserispor 2 3
13. Konyaspor 1 1
14. Gaziantep FK 2 1
15. Trabzonspor 2 1
16. Gençlerbirliği 2 1
17. Malatyaspor 2 1
18. Denizlispor 2 1
19. Çaykur Rizespor 2 0
20. Ankaragücü 1 0
21. Başakşehir 2 0
Takımlar O P
1. Ankara Keçiörengücü 2 6
2. Tuzlaspor 2 4
3. Adanaspor 2 4
4. Adana Demirspor 1 3
5. Balıkesirspor 2 3
6. Ümraniye 1 3
7. Bursaspor 2 3
8. Altınordu 2 3
9. Bandırmaspor 2 3
10. İstanbulspor 2 3
11. Ankaraspor 2 3
12. Akhisar Bld.Spor 2 1
13. Altay 2 1
14. Samsunspor 1 1
15. Eskişehirspor 2 1
16. Giresunspor 2 1
17. Menemen Belediyespor 2 1
18. Boluspor 1 0
Takımlar O P
1. Leicester City 2 6
2. Everton 2 6
3. Arsenal 2 6
4. Liverpool 2 6
5. Crystal Palace 2 6
6. Tottenham 2 3
7. Wolverhampton 1 3
8. Brighton 2 3
9. Leeds United 2 3
10. Chelsea 2 3
11. Newcastle 2 3
12. Aston Villa 0 0
13. Man City 0 0
14. Burnley 1 0
15. M. United 1 0
16. Sheffield United 1 0
17. West Ham 2 0
18. Fulham 2 0
19. Southampton 2 0
20. West Bromwich 2 0
Takımlar O P
1. Granada 2 6
2. Real Betis 2 6
3. Villarreal 2 4
4. Celta de Vigo 2 4
5. Valencia 2 3
6. Osasuna 2 3
7. Getafe 1 3
8. Cádiz 2 3
9. Real Sociedad 2 2
10. Real Madrid 1 1
11. Eibar 2 1
12. Huesca 2 1
13. Real Valladolid 2 1
14. Atletico Madrid 0 0
15. Barcelona 0 0
16. Elche 0 0
17. Sevilla 0 0
18. Levante 1 0
19. Deportivo Alaves 2 0
20. Athletic Bilbao 1 0
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@