20.10.2019, 21:19

“Sayın Esed” demenin zamanı gelmedi mi?

Bana kalırsa, Arap Baharı sırf Suriye’ye uzanabilmek için kurgulanmış veya kurgulanmamış olsa bile, Suriye’ye uzanabilmek için emperyalistlerin özellikle de Büyük Şeytan Amerikanın kullandığı bir argüman olarak önümüzde duruyor. Suriye’nin Lübnan üzerinden özellikle Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas), İslami Cihad Hareketi ve Lübnan İslami Direniş Hareketine (Hizbullah) verdiği destek herkesin malumudur. Tabi bu desteğe Suriye üzerinden büyük katkı sağlayan İran’ı da eklemek gerekir.

Evet, Esed zalim bir diktatördür. Babası da öyleydi. Bunu ta kendimi bildim bileli biliyorum ve farkındayım. Hama Katliamı sürekli hatırladığım ve beni derin bir hüzne boğan korkunç bir olaydı. Hatta çok tatlı bir komşu olarak gösterilirken bile, bunu hiç unutmadım. Ama bir olay hem de tüm coğrafyamızın kaderini değiştirecek bir olay meydana geldiğinde, durup düşünmek, kime ne fayda sağladığı ve kimlere ne zarar verdiğini ince eleyip, sık dokuyarak, araştırmak lazım. Suriye’deki savaş başladığında çok defalar, farklı dost ortamlarında sorduğum sorulardan biridir: Tamam, Esed gitsin. Cehennemin dibine kadar yolu var. Peki, ondan sonra kim gelecek? Tık yok maalesef. Bu soruyu bir vesileyle Suriye’de mücadele eden Müslüman Kardeşler yetkililerine de sordum. Maalesef onlardan tatmin edici bir cevap veremedi. Hatta şu soruyu da hakkıyla cevaplayamadılar: ÖSO eski BAAS subaylarının emrindedir. Yarın rejim devrilir de, başa gelirseniz ve bu subaylar halkın isteğinin tersine kararlar alırlarsa, B veya C planınız var mı?

Aslında bu konuda söylenecek çok şey var, ama benim asıl dikkat çekmek istediğim, Suriye ile ilgili herkesle görüşülürken, neden Esed’le görüşülmediğidir. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, onu halkını katletmiş bir diktatör olarak gördüğünü ve kesinlikle onunla görüşmeyeceğini ve muhatap almayacağını defalarca ifade etti. Alttan alta görüşmelerine değinmeyeceğim.

Sadece aklıma takılan şu hususları dile getirmek istiyorum:

Evet, Esed bir diktatördür ve halkını katletmiştir. Tamam da Büyük Şeytan Amerika ve onun başkanı Trump çok mu temiz? Amerika tarihi katliamlar, soykırımlar, nükleer saldırılar, darbeler, suikastlar tarihidir. Kaldı ki, büyük şeytanın Türkiye’deki tüm darbelerde, 15 Temmuz da dahil, parmağı vardır. Yine hem bizzat Erdoğan’ın kendisinin hem de diğer yetkililerin defalarca ifade ettikleri üzere, Türkiye’de faaliyet gösteren PKK gibi terör örgütlerine ve Suriye’deki YPG terör örgütüne açık ve aleni desteği veren büyük şeytan Amerika’dır. Hele hele Trump’ın son küstah mektubunu da nazara aldığımızda, Erdoğan’ın hala Sayın Trump, Dostum ve Müttefik demesini nereye koyacağız? Seni yıkıp, yok etmek ve yerine kendi kuklasını koymak için elinden gelen her şeyi yapana bir sözünüz ve yaptırımınız yok mu? Gücünüz garibana mı yetiyor?

Yine Erdoğan’ın kendisinin de ifade ettiği üzere, binlerce kilometrelik yoldan gelip, ülkeleri işgal eden büyük şeytan, muhatap alınmaya layık, ama diktatör de olsa, hala ülkesinin başında ve halkının çoğunluğunun da desteğini alan Esed tu kaka olacak, öyle mi?

Benzer şeyleri Rusya ve Putin için de söylemek mümkündür. Kaldı ki, Rusya eskiden beri, ta Sosyalist Suriye’nin kurulmasından itibaren orada bulunuyor. Askeri üsleri var. Suriye’nin tüm askeri gücü Rusya’dan geliyor. Peki, Rusya ve Putin çok mu temiz ki, Sayın ve Dostum ifadelerini hak ediyor?

Sorun şu ki, Suriye’de bir şekilde işgalci ve işgalcinin av köpeği konumunda bulunan herkesle öyle veya böyle görüşüyoruz, diyalog kuruyoruz ve toplantılar tertip ediyoruz, ama ısrarla Esed’le görüşmeyiz, elini sıkmayız diyoruz. Peki, Esed’in iplerini eline tutan Rusya ve İran’la görüşmek, bir anlamda Esed’le de görüşmek değil midir?

Bu coğrafyanın en acı tarafı, haklarının bir zalimin zulmünden başka bir zalimin insafına(!) kaçmasıdır. Kimse de çıkıp demiyor ki, ya Amerikanın burada işi ne, Suriye’nin sorunlarına dair neden Şam’la değil de Washington’la görüşülüyor? Hâlbuki bölgedeki ülkelerin liderleri, kinlerini ve intikam duygularını, birbirlerine değil de, en başından beri bölgedeki trajedilerin gerçek failleri olan zalimlere yöneltseler ve birbirlerinin ellerini sıksalar, zalimlere istedikleri gibi at koşturamazlardı.

Ne acı değil mi, komşumuzla ölümüne düşman olmak, ama tüm zulümlerin sebebi olan büyük şeytan ve avanelerini dost ve müttefik kabul etmek? Kendisine hakaretler ve tehditler savurana hala Sayın, Dostum ve Müttefiğim demeye devam etmek, ama komşumuz olarak kalmaya devam edecek olanı elinin tersiyle itmek?

Unutmayalım, büyük şeytan er ya da geç buraları terk edecek ve biz baş başa kalacağız. Ve savaş gösterdi ki, Esed gitmeyecek. O halde, tıpkı Rusya’yla olan sorunlarımızda olumlu bir geri adım attığımız gibi, Şam’la görüşme konusunda da buna benzer bir adım atabiliriz.

Sayın Esed demenin vakti gelmiş ve geçmiştir bile!!!

Yorumlar (2)
Semih 8 ay önce
Güzel bir tespit emperyalist uşakları yanında durmak tansa esedle görüşüp barışık iki ülke olunabilir. Tebrik ederim
Abdullah 8 ay önce
teşekkür ederim...
21°
açık
Günün Anketi Tümü
COVİD-19 aşısı üretilse, aşı olur musunuz?
COVİD-19 aşısı üretilse, aşı olur musunuz?
Namaz Vakti 31 Mayıs 2020
İmsak 03:32
Güneş 05:28
Öğle 13:07
İkindi 17:05
Akşam 20:36
Yatsı 22:23
Puan Durumu
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Takımlar O P
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@