enflasyonemeklilikötvdövizAk PartichpmhpHüda Par
DOLAR
8,8704
EURO
10,4063
ALTIN
501,56
BIST
1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
23°C
Çarşamba Sağanak Yağışlı
21°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
21°C
Cuma Sağanak Yağışlı
20°C

Hazım Koral

Yazar biyografi

REFAHYOL HÜKÜMETİ VE ABD’NİN KRİPTO KUMPASI

Merhum Erbakan, 28 Haziran 1996 tarihinde DYP Başkanı Tansu Çiller ile REFAHYOL Hükümeti’ni kurup Başbakan olunca ABD bu durumdan son derece rahatsız olmuştu. Nitekim ABD Büyükelçisi kendilerini ziyarete geldiğinde bu rahatsızlığını aleni bir şekilde dile getiriyor: “Sizin Başbakan olmanızdan memnun değiliz, ancak beraber çalışmak durumundayız.” Büyükelçi bu ifadeleri kullandıktan sonra elindeki kripto klasörü küstahça Erbakan’a uzatıyor. Adeta müstemleke ülkesiymişiz gibi dosyadaki 6 madde talimatla dikte ediliyor.

Hiç kuşkusuz asıl bu durumdan rahatsızlık duyan Erbakan olmuştur. Ancak Erbakan Türkiye’nin ABD ile olan ikili ilişkilerin mütekabiliyet esasına dayalı olmadığını çok iyi bildiği için soğukkanlı bir şekilde misafirini uğurladıktan sonra dosyayı eline alıp dikte edilmek istenen maddeleri tek tek okuyor ve bu duruma sadece tebessüm ediyor.

ABD’nin dayattığı söz konusu maddeler şöyle sıralanmaktadır

1- İran’a gitmeyecekseniz.
2- İran ile ticaret hacminizi 50 milyon doların üzerine çıkarmayacaksınız!!!
3- ABD üslerine dokunmayacaksınız!
4- Çekiç Güç ile ilgili sözleşmemizi iptal etmeyeceksiniz!
5- Diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi arttırmayacaksınız
6- Irak boru hattını açmayacaksınız!

Ali Şeriati’nin ifadesiyle: “Ben sizi rahatsız etmeye geldim.” Merhum Erbakan Hocamız henüz siyasî hayata atılmadan önce ABD ve Siyonist çeteyi rahatsız etmişti.

Çünkü Erbakan statükodan yana değil, değişim, kalkınma ve milli hamleden yanaydı. Bu nedenle Almanya’da kendisine sunulan cazip teklifleri elinin tersiyle itip hizmet için memleketine gelmişti. İlk iş olarak, girişimci birkaç arkadaşı ile birlikte Gümüş Motor Fabrikası’nı kurmuştu. Daha o zamanlar yerli motor üretilmesin diye kedisine kumpaslar kuruldu. Yerli otomobil üretim teşebbüsünde de çeşitli entrikalara maruz kaldı. Odalar Birliği Başkanı olduğunda da olmadık eziyetler gördü. Adeta karga-tulumba/derdest edilerek eşyalarıyla birlikte ofisinden çıkarıldı. Oysa o istiyordu ki sanayi yatırımcılarına ayrılan devlet bütçesi İstanbul dükalığına peşkeş çekilmesin, Anadolu yatırımcıları da adil bir şekilde bu bütçeden faydalansın. Adil olmak, adalet dağıtmak suç mudur? Erbakan, siyasî erk kullanılarak Odalar Birliği’nden uzaklaştırılınca bu sefer siyasete atılıyor. 1969 senesinde Konya’dan bağımsız aday olarak seçime katılıp  milletvekili oluyor. Ardından 26 Ocak 1970 tarihinde Milli Nizam Partisi’ni kuruyor. Bu parti henüz tecrübe edilmeden, “Laik rejimi yıkıp yerine İslâmî yasalara göre bir devlet düzeni oluşturmak” amacı güttüğü varsayımı ile bu partiyi nahak bir şekilde kapattılar. 1972’de Milli Selamet Partisi kuruluyor. 1973 yılında CHP ile koalisyon hükümeti oluşturuluyor. Merhum Erbakan’ın bu hükümet dönemindeki en önemli icraatı ABD, İngiltere ve Ecevit’e rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapmış olmasıdır. “ABD’ye rağmen”den kastımız, ABD 6’ıncı Filo ile Türkiye’yi tehdit ediyordu. Merhum Erbakan Hava Kuvvetleri’ne verdiği brifingte, 6’ncı Filo’ya kamikazi yapacak 8 pilot isteyince, bütün pilotlardan “emrindeyiz” sesi yükseliyor. Bu haber, anında ABD’ye ulaşıyor. ABD, ikinci bir Vietnam sendromu yaşamamak için risk almıyor ve sadece ambargo ile yetinmek zorunda kalıyor. “İngiltere ve Ecevit’e rağmen” ise, İngiltere ABD gibi adaya müdahale etmemizi istemiyor, Ecevit, garantör devlet olarak gördüğü İngiltere’nin adadaki sorunu diplomasi kanalı ile çözmesini istiyor. Oysa daha önceleri Rum çetelerinin Türk köylerine saldırıp katliamlar yapmasının ardından dönemin hükümetleri hem İngiltere’ye, hem Birleşmiş Milletler’e rica-minnet yalvarıyorlar diplomasi ile sorun çözülsün diye, ama nafile. Ya gâvur sana yardım eder mi? Gâvurdan medet umulur mu? Sen kendi işini kendin halledeceksin. İşte Mücahid Erbakan bunu yaptı. Gerçi Erbakan adanın tümünü kurtarmak istiyordu. Çıkarma yapılmasına bile tepki veren Ecevit Erbakan’ın bu düşüncesine de karşı gelmiş ve başarılı bir şekilde yürütülen koalisyon tabiri caizse Ecevit’in mızıkçılığı ile son bulmuştu. Bu mızıkçılığın bir başka sebebi ise, Ecevit, “Kıbrıs fatihi Karaoğlan” pohpohlaması ile medyanın desteğini alarak Kıbrıs çıkarmasını kendisine tahmil etmiş ve “tek başına iktidar olurum” düşüncesiyle erken seçim için koalisyonu sonlandırmıştı. Bu dönemden sonra MSP üç kez Milliyetçi Cephe hükümetlerinde yer almıştı.

“ABD çocukları” 12 Eylül 1980 ihtilâlini yaptığında bütün partiler kapatıldı. Fakat ilginç olan MNP hangi suçlama ile kapatıldıysa MSP de aynı itham ile kapatıldı. Ayrıca MSP’nin kapatılmasındaki diğer bir gerekçe ise, “Filistin Kurtuluş Örgütü’ne Ankara’da ofis açma talebi olmuştur. Mazlum Filistin halkını temsil edecek bir örgütün Türkiye’de ofis açmasına müsaade etmemek ve bundan rahatsız olmak süzme Siyonist uşağı olmayı tescillemek anlamına gelmektedir. Öyle ki, bu aynı şeytanî mihraklar 6 Eylül 1980 tarihinde, yani 12 Eylül ihtilâlinden 6 gün önce Konya’da yapılan “Kudüs Mitingi”ne tahammül edemeyip apar-topar ihtilâl yapmışlardı. Bu ihtilâl küresel Siyonizm ve ABD adına yapılmıştı. (Pentagon bu olayın akabinde, “Bizim çocuklar Türkiye’de ihtilâl yaptı” demesi de buna istinadendi.)

Öte yandan 28 Şubat post-modern darbesine bakıyoruz onun da aynı saik ile yapıldığına şahid olduk. ABD tarafından verilen kripto talimatın aksine Erbakan’ın İran’a gitmesi, yeni sözleşmelerle ticaret hacmini iki katına çıkarması, bir de bunun ötesinde D-8 projesini devreye sokması ABD ve Siyonist çeteyi ziyadesiyle rahatsız etmeye yetmişti. Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin olayı ve iftar yemeği işin bahanesiydi. Asıl olarak onları çıldırtan ve harekete geçiren Sincan Belediye Başkanı Sayın Bekir Yıldız ve Kültür Daire Başkanı Sayın Hüseyin Avni Yazıcı’nın “Kudüs Günü” etkinliğini organize ederek belediye parkına kurdukları Mescid-i Aksa modeli çadır oldu. Öyle ki, bu çadırda 14-15 yaşlarında çocuklar tiyatro oyunu sergilediler. Etkinliğe davet edilen İran Büyükelçisi Sayın Muhammed Bakırî ve Selam Gazetesi Haber Müdürü Sayın Nureddin Şirin birer konuşma yapıyorlar. ABD piyonu/Siyonist sever malum odaklar terör ve anarşinin eylem merkezi olarak gördükleri bu çadıra karşı alel-acele harekete geçtiler. Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Çevik Bir ertesi günün sabahı tankları Sincan sokaklarına indirmişti. Zira “Kudüs Günü” etkinliğinin yapıldığı o çadır ile işgalci İsrail’in güvenliği son derece tehlikeye girmişti. O çadır orada durmakla adeta tüzel kişiliğe bürünmüş ve bütün bir ümmeti işgalci İsrail’e karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmekteydi.

Tiyatrocu çocuklar Gazze’deki kardeşlerini taklit ederek sembolik olarak Tel-Aviv’e attıkları taşlar tam isabet yerini bulmuştu. Siyonist sever ABD piyonları tahammülsüzlüğün son haddini göstererek REFAHYOL Hükümet’ini devirdiler. Sincan Belediye Başkanı Sayın Bekir Yıldız’ı görevinden azledip 5,5 yıl hapse mahkum ettiler. Aynı şekilde Kültür Daire Başkanı Sayın Hüseyin Avni Yazıcı ve tiyatro oyunu sergileyen çocuklara da aynı cezayı verdiler. İran Büyükelçisi Sayın Muhammed Bakırî’yi “Non persone grata” (istenmeyen kişi) ilân edip diplomasi teamüllerine aykırı bir şekilde apar-topar sınırdışı ettiler. Selam Gazetesi Haber Müdürü Sayın Nureddin Şirin’i ise 17,5 yıla yıla mahkum ettiler. Nureddin Şirin bu konuşmayı işgal altındaki Tel-Aviv kentinde yapmış olsaydı, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçundan 3,5 aya mahkûm edilecekti. Burası nasıl bir ülkedir ki, mazlum Filistin halkının uğradığı zulmü dile getirmenin bedeli 17,5 yıl hapis!
Bu süreçte halkımıza da büyük baskılar yapıldı. Köfteci dükkanlarına varasıya dek sürek avı başlattılar. “Mücadelemiz gerekirse bin yıl sürecek” dediler. Hatta yandaş gazetelerine, “Gerekirse silah kullanırız” diye manşet attırdılar. “Bu bir mütarekesiz savaştır” dediler. O süreçte bütün halkımız tehdit altındaydı. Okullarda ve resmi kurumlarda başörtüsü zulmü ayyuka çıkmıştı. Milletvekili seçilen Merve Kavakçı Hanım’ı nerede ise linç edeceklerdi. Ecevit görevi olmadığı hâlde durumdan vazife çıkararak hiddetli ve histerik duygular içerisinde laiklik savunuculuğuna kalkışıp, “Burası laik rejime meydan okuma yeri değildir, bu kadına haddini bildirin” diyerek feveran ediyordu.

Evet, sayın okuyucumuz böyle bir ülkede siyaset yapmak ve başörtülü olmak zor olsa gerek. Elbette o günler gerilerde kaldı ancak Rabbimiz muhafaza buyursun aynı zihniyet işbaşına geçerse “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyerek zulüm ve insanlık dışı uygulamalarına kaldıkları yerden ve katmerli bir şekilde devam ederler. HafızanAllah..

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.