10.07.2021, 15:21

FİLİSTİN DAVAMIZDA İRAN'A TEŞEKKÜR BORÇLUYUZ

Öncelikle şu hususu belirtmiş olalım ki, başlığımızdaki "davamız" ifadesi bütün ümmeti kapsamaktadır. Zira kutsal Filistin toprakları İslâm ümmeti nezdinde "namus-u ekber" konumundadır. Müslümanlar olarak hepimiz Filistin'e karşı sorumluyuz. Dolayısıyla Filistin topraklarının özgürlüğe kavuşması için mücadele veren her devlete, her kurumsal yapıya minnet ve teşekkür borçlu olmamız aslında izahtan varestedir.
Bazılarına göre ilâhî ve insanî vazife yerine getiriliyorsa teşekküre gerek duyulmaz. Fakat Filistin konusunda biz ümmet olarak İran'a teşekkür borçlu olduğumuz kanaatindeyiz. Zira İslâm âlemi olarak yapmamız gerekenleri İran tek başına yapıyor. Bakınız, 57 ulus devlete bölünmüş olmamızdan dolayı iki milyarlık nüfus potansiyelimiz hiçbir işe yaramamaktadır. Siyonist çete, yetmiş küsur yıldan beri zamana yaydığı saldırı ve katliamlarla (kesintisiz bir şekilde) işgaline devam etmektedir. Öte yandan yalnız ve çaresiz bırakılmış Filistin halkı işgalci çeteye karşı bütün imkânsızlıklarına rağmen amansız bir mücadele vermektedir. Uzun soluklu bu süreçte Filistinli gençlerin elinde taş ve sapandan başka bir şey görmedik. Çünkü kendilerine yardım eden bir ülke yoktu. Ta ki, İran'da İslâm adına bir devrim gerçekleşene kadar bu böyle devam etti. Devrimin hemen akabinde Merhum İmâm Humeynî'nin vermiş olduğu direktifle müstakilen "Kudüs Gücü Ordusu" kuruldu. Bu yapı Filistin davasına nasıl sahip çıklır, işgalci Siyonistlerle nasıl mücadele edilir kabilinden hummalı bir çalışma süreci başlatmış oldu. Mazlum Filistin halkının gereksinim duydukları silahların ve silah üretim mekanizmalarının ulaştırılması için tünel projesi geliştirildi ve bir şekilde silahlar ve mühimmat İzzettin Kassam Tugayları ve İslâmî Cihad başta olmak üzere Filistinli direniş gruplarına ulaştırılmaya başlandı. Uzun soluklu bir süreçti bu.. Silahlar sadece Filistinli gruplara değil, işgal altındaki Güney Lübnan direniş güçlerine ve hassaten Hizbullah'a da aktarılıyordu. İran'ın Lübnan'daki direniş gruplarına silah ulaştırması daha kolaydı. Öyle ki, İran bu konuda Lübnan üzerinde garantör devlet olan Suriye ile diplomatik ilişkiler geliştirip karşılıklı bir takım anlaşmalara imza attılar. Suriye sadece Lübnan'daki silahlı gruplara değil aynı zamanda Filistinli gruplara da silah sevkiyatında lojistik destek veriyordu. Ayrıca şunu da bilmiş olalım ki, 22 Arap ülkesi içerisinde sadece Suriye Filistinli silahlı örgütlere ev sahipliği yapıyor ve onlara ofis açma imkânı sunmuştu. Silah sevkiyatında bir aksaklık olduğunda Suriye hükümeti takviyede bulunuyordu. Aslında Filistin ile ilgili bu iki ülkeye teşekkür borçluyuz. Suriye lojistik destek sağlamamış olsa İran tek başına ne yapabilirdi? Devrimin ilk gününden beri Filistin davasına sahip çıkan, açık bir şekilde İsrail'in İslâm coğrafyasına saplanmış bir hançer olduğunu, (başka bir demeçte ise İsrail'in kanser tümörü olduğunu) söyleyip, bu hançerin, bu urun o topraklardan mutlaka sökülüp atılması gerektiğini vurgulayan İran bugüne kadar bu söyleminden dolayı ağır bedeller ödedi ve hâlâ ödemektedir. Sırf bu söyleminden dolayı devrimin ilk gününden itibaren ABD tarafından kendisine ambargo uygulanmaktadır. Defalarca, Filistin davasından vazgeçtiği takdirde ambargoların kaldırılacağının taahhüdünde bulundular. Kendilerine verilen cevap, "Biz her konuda olduğu gibi Filistin hususunda da İslâm'ın hükümlerine bağlıyız, bu işten vazgeçtiğimiz an devrimin varlık sebebi de ortadan kalkar" deyip bedeli ne olursa olsun asla ödün vermediler.
ABD ve ABD'nin ileri karakolu olan Siyonist çete İran'a karşı Suriye'de, Lübnan'da ve en son Gazze'de kaybetti. Direniş cephesine her türlü desteği veren İran her ne kadar Filistin'i eksen almış olsa da bölgedeki İslâm beldelerinin güvenliğe kavuşması için ABD'nin emperyalist tasallutundan kurtulmanın zaruret olduğuna inanmaktadır ve bunun mücadelesini vermektedir. Irak ve Suriye'de bulunması, Yemen'de Ensarullah'a yardım etmesi bu sebepten dolayıdır. Doğru olan, reel olan da budur.
ABD ve Siyonist İsrail İran'ın bu tutum ve tavrından, yani direniş gruplarına sahip çıkmasından, onlara destek vermesinden son derece rahatsız olmaktadır. Hadi bu habis ikilinin ve Batılı hempalarının rahatsızlığını anlıyoruz da bizim içimizdeki bazı güruhun rahatsız olmasına anlam veremiyoruz. Demek istediğimiz o ki, yardımcı olmuyorsanız bari köstek olmayın. Bakınız en son  "Kudüs'ün Kılıcı" savaşında Arap ülkeleri HAMAS ve İran'a teşekkür edeceğine BAE üst düzey bir siyasî yetkili, "Gazze halkı HAMAS ve İran'ın etkisinden kurtarılmalıdır" diyor. Minnet duyacaklarına şu yaptıkları alçak beyanata bakar mısınız? Siyonist eski Başbakan Binyamin Netanyahu açık bir şekilde, "Biz Gazze'de İran'la savaşıyoruz" diyor. Peki Arap liderlere sormak lazım, "İran ve HAMAS savaşmasın da Gazze'yi Siyonist eşkiyalara mı teslim etsin? Zaten Arap liderlerle yapılan "Yüzyılın Anlaşması" ve "İbrahim Anlaşmaları"nın içeriğine baktığınızda asıl şeytanî plânı göreceksiniz. Maddelerden bir tanesinde Gazze halkının Sina Yarımadası'na nakledilmesi var. Filistinliler için orada uydu bir kent kurmak istiyorlar. Bakınız, anlaşmaların hemen sonrasında neden Gazze bombalanmaya başlandı? Eğer füzelerle tepki verilmeseydi karadan Gazze'ye girip insanları Sina Yarımadası'na süreceklerdi. Muvaffak olamadılar. Buna Siyonistlerden çok aşağılık Arap rejimleri üzüldü. İran'a da düşmanlıkları bu yüzden. Onlar sanıyorlar ki, Filistin topraklarından bütün Filistinliler sürülüp çıkarıldığında Siyonist İsrail huzura kavuşacak ve dolayısı ile onlarda bir takım tedirginliklerden kurulup huzura kavuşacaklar. Onlara göre Arap rejimlerinin huzur ve güvenliği Siyonist İsrail'in huzur ve güvenliğine bağlıdır! Kısacası "ver kurtul" mantığına sahipler. HAMAS ve İran'ın Gazze'deki varlığı bu yüzden Arap liderlerini ve Türkiye'deki bir takım Amerikan piyonlarını rahatsız etmektedir. Bunların içinde alim/ulema diye geçinen zevat da var.
İran ve HAMAS'a teşekkür edeceklerine, minnet duyacaklarına husumet beslemektedirler. 
Tekrar hatırlatmış olalım, Türkiye'de bazı dangalaklar, "İran bunca senedir İsrail'e atarlanmaktan başka bir şey yapmıyor, İran bugüne kadar İsrail'e bir taş atmış mıdır?" derken Siyonistlerin başbakanı Binyamin Netanyahu, "Biz Gazze'de İran'a karşı savaşıyoruz" diyor. Ve Batılı bir gazeteci Binyamin Netanyahu'ya üç düşman ülkenin ismini verir misiniz?" diye sorduğunda, Netanyahu şu cevabı veriyor: "İran, İran, İran." Peki bu beyanatlar da mı size bir şey anlatmıyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır böyle? ABD'nin eski başkanı Donald Trump da benzeri ifadeler kullanmıyor muydu? Trump bizzat şu ifadeyi kullanıyor: "Nereye gitsek karşımıza İran çıkıyor. Irak'da karşımızda İran var, Suriye'de karşımızda İran var, Lübnan'da karşımızda İran var, Filistin'de karşımızda İran var, Yemen'de karşımızda İran var." 
Elbette ki, ABD emperyalizmine karşı savaşım veren direniş gruplarına İran'ın yardım etmesi her şeyden önce imânî bir vecibedir. Bu yardım İslâm devleti olmanın varlık sebebidir.
Tasallut, sömürü ve hegamonya varsa mücadele ve direniş de imânî bir vecibe olarak var olmalıdır. 
İran bu vecibeyi bir zamanlar Bosna'da yerine getirmeye çalıştığı gibi Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Filistin topraklarında da yerine getirmek durumundadır. İslâm devletinin varlık sebebi budur?
Müsterih olun, Merhum Erbakan Hocamız'ın yapmak istediklerini bir şekilde İran yapmaya çalışmaktadır. Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: "Hayırlarda yarışınız." Gönlümüz ister ki, mazlum/mustazaf halkların yaşadıkları beldelere İran İslâm Cumhuriyeti'nin  uzanan yardım eli gibi bütün Müslüman ülkeler tarafından uzanmış olsun. Atalarımız boşuna dememiş, "Bir elin nesi var iki elin sesi var." Eğer İslâm ülkeleri güçbirliğine gidip yek vücut olursa işte o zaman lokal/bölgesel kazanımlar yerine bütün Filistin topraklarının özgürlüğe kavuşması daha kolay olacaktır bi iznillah.. 

Yorumlar (0)
29°
açık
Günün Anketi Tümü
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Kadın cinayetlerinin kaynağı nedir?
Namaz Vakti 30 Temmuz 2021
İmsak 04:05
Güneş 05:51
Öğle 13:16
İkindi 17:10
Akşam 20:30
Yatsı 22:08
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 0 0
2. Alanyaspor 0 0
3. Altay 0 0
4. Antalyaspor 0 0
5. Beşiktaş 0 0
6. Karagümrük 0 0
7. Fenerbahçe 0 0
8. Galatasaray 0 0
9. Gaziantep FK 0 0
10. Giresunspor 0 0
11. Göztepe 0 0
12. Hatayspor 0 0
13. Başakşehir 0 0
14. Kasımpaşa 0 0
15. Kayserispor 0 0
16. Konyaspor 0 0
17. Rizespor 0 0
18. Sivasspor 0 0
19. Trabzonspor 0 0
20. Malatyaspor 0 0
Takımlar O P
1. Adanaspor 0 0
2. Altınordu 0 0
3. Ankara Keçiörengücü 0 0
4. Ankaragücü 0 0
5. Erzurumspor 0 0
6. Balıkesirspor 0 0
7. Bandırmaspor 0 0
8. Boluspor 0 0
9. Bursaspor 0 0
10. Denizlispor 0 0
11. Eyüpspor 0 0
12. Gençlerbirliği 0 0
13. Kocaelispor 0 0
14. Manisa FK 0 0
15. Menemenspor 0 0
16. Samsunspor 0 0
17. Tuzlaspor 0 0
18. Ümraniye 0 0
19. İstanbulspor 0 0
Takımlar O P
1. Arsenal 0 0
2. Aston Villa 0 0
3. Brentford 0 0
4. Brighton 0 0
5. Burnley 0 0
6. Chelsea 0 0
7. Crystal Palace 0 0
8. Everton 0 0
9. Leeds United 0 0
10. Leicester City 0 0
11. Liverpool 0 0
12. Man City 0 0
13. M. United 0 0
14. Newcastle 0 0
15. Norwich City 0 0
16. Southampton 0 0
17. Tottenham 0 0
18. Watford 0 0
19. West Ham 0 0
20. Wolverhampton 0 0
Takımlar O P
1. Deportivo Alaves 0 0
2. Athletic Bilbao 0 0
3. Atletico Madrid 0 0
4. Barcelona 0 0
5. Cádiz 0 0
6. Celta de Vigo 0 0
7. Elche 0 0
8. Espanyol 0 0
9. Getafe 0 0
10. Granada 0 0
11. Levante 0 0
12. Mallorca 0 0
13. Osasuna 0 0
14. Rayo Vallecano 0 0
15. Real Betis 0 0
16. Real Madrid 0 0
17. Real Sociedad 0 0
18. Sevilla 0 0
19. Valencia 0 0
20. Villarreal 0 0
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@